Ramazan’a “Onbir Ayın Sultânı” denmiş… Kul’un Rabbi’ne (Celle Celâlühû) tam bir teslimiyyeti… Rûh ve beden itibâriyle tertemizlik… Sevgi ve kardeşliğin nâmütenâhîye (sonsuzluğa) açıldığı “Uhuvvet” kapısı… Sahur vaktinden iftâr saatine kadar, yemeden içmeden huşûyla top sesini bekleyiş… Sonra nefsin bin-bir “sabır törpüsü”nden geçerek, “Ol Emîr” üzre açılan Oruç… Lezzeti, bereketi ve kokusuyla birbirinden güzel yemekler ve kurulan İftâr Sofraları… Camilerin, kandîllerle süslenerek secdegâhlara baş koymaya hazırlanan mü’minleri bekleyişleri… Kubbeleri çınlatan “Tekbîr” sadâları’nın, kalpleri saran ilâhî havasında kılınan “Terâvîh Namâzları”… Hakk’a (Celle Celalühü) açılan eller, dudaklardan dökülen duâlar, niyâzlar ve yakarışlar… Samîmiyyet zirvelerine doğru kanatlanış ve nihâyet İslâm’ın billûrlaşmış “Tevhîd” nûrunda en güzel bir ahlâkı yakalayış…
Zaman ve mekândan münezzeh olan Yüce Allah’ın (Azze ve Celle) “Lizâtihi-bizâtihi” tecellisi… Beşer olan insanın O’ndan gelişi ve tekrar O’na dönüşündeki Hikmet… “Lâmevcude İllallâh” sırrınca, ezelden-ebede gelişte O’nun “Künfeyekün!” Emrine mutlak itaatkârlık… Arzın merkezinden asılmış bir boşlukta aynı hızda ve aynı nîzâm, intizâm dâhilinde dönen “Kâinât”…
Mutlak Bir… “Varlık” ile “yokluk” arasındaki Birlik… Zıtlardaki tarifsiz cünbüş, âhenklilik ve hârikülâdelik…
Ve müjdelenmiş “Bin Aydan Daha Hayırlı Bir Ay” Ramazan-ı Şerîf!..
TEFEKKÜR
“Onbir Ayın Sultânı” o o’ndan bereketli ne var
Ramazan-ı Şerîf Ayı bu o’ndan kıymetli ne var